Geçen aylarda Kozalak'ta "Mutluluk" üzerine bir atölyem olmuştu. notlarını katılanlarla paylaşmıştım; neden buradan da herkesle paylaşmayayım ki dedim...
Bizler her zaman daha fazlasını isteyen ve var olanlarla yetinmeyen zihinlere sahip ataların torunlarıyız. Dolayısıyla daima memnun ve mutlu olmak evrim sürecimiz gereği imkansız. Zihnimiz bize daima “Daha fazlasını yapmalısın.” diyor ve demesinin dehşet avantajları var.
Daima gelişiyoruz bu sayede. Ayrıca sahip olduğumuz bu yüksek kırılganlık bizi başkalarıyla veya hayatla iletişime açıyor. Dolayısıyla derin ilişkiler kurabiliyoruz. Kuramadığımızda da acı çekiyoruz tabi ki.
Yani şunu söylemem şaşırtmasın; mutsuzluğun hayati bir önemi var bizim için. Atalarımızdan daha fazla mutsuzuz diyemeyiz zira kendileri açlık, soğuk, vahşi hayvanlar gibi sıkıntılarla boğuşmaktaydı. Fakat onların çekmediği bazı sıkıntıları biz çekiyoruz diyebiliriz ki buna "Sosyal Acı" diyelim.
Statü kazanmak, Ali kadar seyahat edememek, reddedilmek, flört uygulamasında sağa kaydırılmamak, Mehmet kadar kazanmamak, Naz kadar arkadaşa sahip olmamak gibi başka sosyal dertlerimiz var bizim.
Sosyal acı ile alakalı basit bir denklem verecek olsaydık; bu şu olurdu:
- Zihnin daima kıyasa dayalı yanlış alarmlarına önem vermeyin.
- Sahip olduğunuz sosyal desteği koruyun, önemseyin, çoğaltın.
- Sosyal konumunuzu güçlendirin.
Tabi bir de bu işin karanlık tarafı var; sık sık huzursuzuz, mutsuzuz, memnun değiliz ve bu yoruyor.
Ve insan diğer tüm canlıların aksine gelişimini anne karnında tamamlamadan doğuyor. Dolayısıyla yaşam deneyimiyle kendini kurgulayacak şekilde doğuyor diyebiliriz.
Bu ne mi yapıyor?
Doğumdan itibaren beynimizde temel devrelerimiz kurulmaya başlıyor. Özellikle 7 yaşa kadar temel devreler kurulmuş oluyor. Ergenlikte ise tekrar bu süreç hızlanıyor ve oldukça kalıcı olabilecek yeni devreler kuruluyor veya eskileri pekişiyor (mevcut devreler miyelinle iyice kaplanıyor yani). Bu iki yaşam aralığı oldukça önemli diyebiliriz.
Kurulan herhangi bir devre silinebilir mi peki? Hayır.
Erken dönemde kurulan devrelerle bir ömür boyu yaşamak zorunda kaldığımızı düşününce sistemin arızasını kavramaya başlamış oluyoruz. Erken dönemde oluşan devrelerin bazıları yetişkinlik için iyi bir rehber olmayabiliyor.
Bu devreleri / bilgileri / alışkanlıkları silemeyeceğimize göre ne yapacağız?
Yeni devreler kuracak ve onları git gide güçlendireceğiz.
Güçlene güçlene de daha baskın olan o olacak!
Dünya bizi her an sınırsız bilgiye boğuyor olduğu ve bu baş etmek adına çok fazla bilgi olduğu için eski bilgilerimize ve alışkanlıklarımıza güvenmeye yatkınız.
Bu alışkanlıklar uzun vadede bizim için iyi sonuçlar doğurmuyor olsa bile kısa vadede onlara yönelmeye ve uygulamaya devam ediyoruz: Klasik Kısırdöngü
Bu nasıl mı oluyor?
Bir şey bir şekilde canımızı sıkıyor (Ne oluyor: Stres kimyasalı dediğimiz Kortizol salgılanınca, içeride o “Bir şey yapmalısın!” sesi yükseliyor); bu stresten kurtulmaya olan yatkınlığımız dolayısıyla korteks hemen bir çözüm arıyor ve en yakın & en ulaşılır & en bildik olanı ortaya atıyor. Limbik sistem bunu onaylıyor. Ve biz can sıkıntımızı hemen geçirecek o davranışı yapıyoruz.
Misal tam oturdum kitap okuyacağım, kitabı anlaması biraz zor, hop zihnim konuşuyor: “Telefonuna baktın mı ya sen? Bak hemen bak bak bak!”
Bu kısa süreli olarak işe yarıyor; anlık olarak can sıkıntımızdan kurtuluyoruz.
Fakat uzun vadede bu davranış bize başka bazı yan etkilerle gelen bir seçim idiyse şayet; tekrar kötü hissediyoruz.
Ve yine kısa vadede iyi hissettirecek aynı şeyleri yapmaya devam ettikçe bu döngüyü kırma ihtimalimiz yok.
Bu adeta bir ayağımızla gaza; diğer ayağımızla frene basmak gibi.
Şimdi böyle bilimsel bilimsel konuşunca; işte yok efendim buna yatkınız, böyle evrimleştik falan gibi; e başka çaremiz yok gibi duruyor o zaman diyebilirsiniz.
Yerinde de olurdu bence.
Fakat sakinleşelim; çünkü var!
Yetişkinliğimizde işimize yaracak ve hem kısa vadede (bu başlarda olmaz evet ama zamanla olur) hem de uzun vadede bize iyi gelen devreler kurmak için; kortizol alarmı bize derhal bir şey yapmamızı söylediğinde eski devrenin derhal yap dediği şeye karşı koyacağız!
Bu bize tehdit altında hissettirse de, o an için zor olsa da, canımız bir süreliğine bir hayli sıkılsa da “Bir şey yapmalısın.” dürtüsünü reddettikçe; yani kortizolla yaşamayı öğrendikçe, derhal bir şey yapmama becerisi geliştireceğiz ve verimli döngüler başlayacak.
Alternatifler üretilecek ve git gide eski bilindik olana karşı durmanın acısı hafifleyecek.
Kıracağımız döngü şu:
Gerçekçi olmayan müthiş bir dünya hayali / sınırsız bir mutluluk kovalamacası - Bunun için alışılmış davranışları sergileme - Kısa süren mutluluk hali - Akabinde gelen mutsuzluk & Can sıkıntısı hali - Tekrar alışılan davranış
Yeni ve işlevsel döngü:
Gerçekçi bir dünya hayali - İşe yarar yeni davranışlar - Memnuniyet ve tatmin hali
Hepimize kolay gelsin o halde!