Yoga


Banu için “Yoga”

 

Çok klasik ve temelden başlayacak olursak Yoga Sanskrit dilinden bir kelime ve aslında pek çok anlama sahip. “Kontrol etmek", "boyunduruk altına almak" veya "birleştirmek" anlamlarına gelen "yuj" kelimesinden türemiştir. "Kavuşma", "bir araya gelme", "birlik", "karşılaşma" ve "yöntem" olarak da çevirilebiliriz.

 

Patanjali’nin bizlere Sekiz Basamaklı bir anlatı sisteminden miras bıraktıklarından Yoga’yı aslında sadece matın üzerinde gerçekleşen fiziksel bir pratik olarak görmememiz gerektiği sonucu çıkıyor.

 

Bu “Sekiz basamak nedir?” derseniz: Yama – Nyama – Asana – Pranayama- Pratyahara – Dharana – Dhyana – Samadhi diye sıralayabilirim. Fakat bu ve bunun gibi detay bilgiler Yoga’nın hem tarihsel hem de teknik olarak daha detaylı açıklayacağım bir başka blog yazısının konusu olacak.

 

Bu yazıda daha çok Yoga Banu için nedir/ne değildir’e eğilmek istiyorum.

 

Yoganın hem tarihsel ve süreçsel hem de içeriksel niteliklerine girmeden en özet haliyle her birimiz şunları biliyor, deneyimliyor veya çevremizden duyuyoruz artık;

 

Yoga bedenimiz ile daha iyi ilişki kurmamızı sağlıyor: Bedenin dilini yani duyumlarını anlamaya başlıyoruz. Onun ihtiyaçlarını fark ediyor ve bunlar eşliğinde gerektiğinde güçlenmesini, gerektiğinde dinlenmesini, sakinleşmesini, hızlanmasını veya yavaşlamasını sağlıyoruz.

 

Bağışıklığımız güçleniyor. Metabolizmamız dengeleniyor. Uyku kalitemiz artıyor. Postürel duruş ve yaşayışımız düzeliyor. Daha iyi uyuyor ve besleniyoruz. Esniyoruz ve daha rahat hareket ediyoruz.

 

Bedenimizi olduğu veya olamadığı haller dolayısıyla eleştirmekten; onu anlamaya ve ona hizmet etmeye doğru geçiş yapıyoruz.

 

Zira bedenimiz en somut, en gerçek ve en ilkel tarafımız. Dolayısıyla en önemlisi. En önemlisi çünkü en ulaşılır olanı. İlk sırada bakım göstermemiz gereken mabedimiz. Aksi halde üzerine inşa etmek istediğimiz hiçbir şeyi yapabilecek gücümüz olmayacak.

 

Çoğumuz önceliği çok daha karmaşık zihinsel sorunlarımıza veriyoruz. Ben buna ekseriyetle katılmıyorum. Önce bedenimizin farkında olmak, onu iyi beslemek, gerekli düzeni, ritmi, besinleri ve uykuya sağlamakla sorumluyuz.

 

Bir binanın zemini gibi düşünün; zemin sağlam olmadan yukarılara çıkamazsınız.

 

Belki Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi’ni duymuşsunuzdur. Bahsettiğim tam olarak en temeli sağlam kurmanın gerekliliği ile alakalı.

 

 

Yoga tam bu noktada oldukça işlevsel bir teknik, başka birçok teknik gibi.  

 

Ne demişler, “Hareket berekettir.”

 

Benim için Yoga; mistik, ulvi, spiritüel veya başarılı olunması gereken bir alan değil.

 

Yoga; beden ve zihin arasındaki bir köprü.

 

Kişilerin hareket ederken bedenlerini fark ettiği, esnerken zihinlerini esnettiği, zorlanırken tahammülü öğrendiği, güçlenirken hayatta köklendikleri, bedeni, hareketi ve yönergeleri algılarken hayat algılarını genişlettikleri, kendi duygu ve düşünceleri ile karşılaştıkları, her şeyin geçici olduğu ile yüzleştikleri ve her ne kadar kopuk hissetse de her parçaları; var oluşlarının bütünselliğine doğru onları taşıdığı bir teknik.

 

Dolayısıyla tek bir şey değil bu teknik. Bir sürü stili var. Herkes için değişkenliği var. Herkesin ihtiyacına göre farklılaşan yararları, zorlukları, amaçları, zamanı ve ritmi var. Bu tekniği çok değerli kılan da bence bu.

 

Sizi herkes ile aynı kılmıyor; sizin otantikliğinizi besliyor aksine.

 

Kişisel olarak derinleşmek istiyorsanız; hayata dair, benliğinize dair, yapabileceklerinize dair ve herhangi bir şeyi kavrayışınıza dair; hareket edin, esneyin, nefesi öğrenin, hem bedeninizle hem zihninizle, hem de ikisi ile birlikte hemhal olun.

 

Yoga şov değil, başın üzerinde durmak değil. Bunlar da olabilir ama sadece bu değil.

 

Eviniz huzurlu bir yer olmadan siz huzurlu olamazsınız.

 

Yoga, evinizi inşa etmenize ve hatta güzelleştirmenize yardımcı olacak bir teknik işte!

 

WhatsApp